Hece Taşları Dergisinin 33. Sayısı

Hece Şiirleriyle
Dolu Dolu
 
Hece Taşları
Dergisinin
33. Sayısı Çıktı
 
Tayyib Atmaca’nın Genel Yayın Yönetmenliğinde çıkan, yine hece şiirleriyle dolu dolu olan “Hece Taşları” şiir dergisinin 33. sayısındaki isimler:
 
Mehmet Avşar, Ali Akbaş, Mehmet Aycı, Tacettin Şimşek, Mustafa Ökkeş Evren, Şükrü Türkmen, Ahmet Doğan İlbey, Dr. Halil Atılgan, Fikret Görgün, Salih Erol, Süleyman Pekin, Taner Karataş, Mustafa Özçelik, İlhami Bulut, Yasin Usta, Mevlüt Yavuz, Kadir Kahraman, Ali Kemal Mutlu, Erol Boyunduruk, Köksal Cengiz, Âşık Cemal Divani, Erol Koca, Hacer Alioğlu,  Mehmet Durmaz.
 
“Hece Taşları” dergisinin 33. sayısında yer alan Mehmet Avşar’ın  “Yetmez” şiirini ve Tayyib Atmaca’nın İnsan İçimize Geri Dönelim yazısını tadımlık olarak alıntıladık, aşağıda okuyabilirsiniz.
 
MEHMET AVŞAR
Yetmez
 
Dostum kara sevda öyle bir hal ki
Mıh gibi bağrına çaksan da yetmez
Yeter deseler de inanma bil ki
Kıyamete kadar çeksen de yetmez
 
Taht kursun içinde bu keder bu gam
Elemdir şaire en büyük ilham
Gurbet elde yapayalnız her akşam
Gözlerinden rahmet döksen de yetmez
 
Dönme ha sılaya hep gurbette kal
Geçmişi yâd eyle hayallere dal
Bu sevgi mukaddes bu sevgi kutsal
Uğrunda çürüyüp çöksen de yetmez
 
Kader bu yüzünü bir gün güldürür
Gün olur bağını çöle döndürür
Vuslat denilen şey aşkı öldürür
Hasretle gönlünü yaksan da yetmez
 
Bahçesinde elvan çeşit gül olsan
Yolunu beklerken sararıp solsan
Sabah akşam kapısında kul olsan
Divan durup boyun büksen de yetmez
 
Nerde görsen hüzün taşar gözünden
Ta derinden bir ah kopar özününden
Velhasıl nazlı yârin yüzünden
Başını belaya soksan da yetmez
 
TAYYİB ATMACA
İnsan İçimize Geri Dönelim
 
Şehirler kent artık mahallemiz yok, çarşı pazar arasına sıkıştık, evler bir sitenin içinde oda, site kapıları kale kapısı, kime gideceksen kim gelecekse, evin bakanından vize almadan, ‘ben geldim gönlümü misafir eyle, içimi açacak güzel sözlerden, bir mu­habbet demle ruhumuz kansın, efkârımız yavaş yavaş dağılsın, dilimizi yaralayan söz­lerden, kurtulmaya geldim’ diyemezsiniz.
 
Biz karlı dağların arkasındayız, bu yüzden havamız çok fena kuru, suyumuz da serttir kentlere göre, içimiz ne ise dışımız öyle, ekmeğimiz yufka aşımız bulgur, biz hâlâ köylüyüz çoğumuz kentli, evimizden işimize giderken, karşıdan karşıya geçmek ister­ken, yaya şeridini tercih ederiz, öncelikli geçiş hakkı onların, üstümüze arabayı sürerler, küfür makamında korna çalarak.
 
Şehir sandığımız bir kentmiş meğer, medeniyet izlerini silmişler, burnunu havaya kaldırıp gezmek, ağızda cımbızla söz söküp almak, havanda su döğüp sohbet eylemek, ah’ların yanında vah’lar tüketmek, aldığıyla yediğiyle öğünmek, modasına ayak dire­yenlerin, bedeviler sınıfında bir sınıf, olduğunu anlamaya başladık, bu yüzden tenhada ürkek gezeriz, korkarız girmeye kalabalığa.
 
İnşallah gelmedik aşksız ölmeye, bir gün kanat çırpar nasip kuşumuz, belki ru­humuza ayna tutacak, içine çekecek bir şehir çıkar, gidip sonbaharı orda yaşarız, henüz dağılmadan toparlanalım, kentler benzetmeden bizi kendine, insan içimize geri döne­lim, aşkın koyakları ıpıssız kaldı, özlemiştir kuşlar insan sesini, kolun iyileşsin dağa çıkalım, yolumuzu gözler güzçiğdemleri. 
 
 

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir