Bais İsm-i Şerifi

MEHMET ALİ BAL
Bais İsm-i Şerifi
 
“Bâis” İsm-i Şerifi öz olarak "Dirilme günü ölüleri dirilten, kabirlerden halkı kaldıran ve sinelerde saklı olanları meydana çıkaran" demektir.
 
Lügatte “Be- Ayn- Se” yani “Bease” fiili (Ba’sen/ Bi’seten masdarlarıyla) “Yalnızca göndermek, (Bir şeyi) biriyle göndermek, uykusundan uyarmak, teşvik etmek, tehyiç etmek, bu son anlamlandırma ile irtibatlı olarak Allah’ın (cc) insanları ölümden sonra diriltmesi, (Bu fiile yapılan eklerle ve yerine göre) yapmayı teşvik etmek, devenin bağını çözmek salıvermek, belayı üzerine indirmek” anlamlarına gelmektedir. “Baise / yeb’ase/ beasen” fiili ise “Uyanık olmak, uykusuz olmak” manasındadır.  “İntease ibteasen” “Göndermek”, ve “İnbease/ inbiaasen” ise “Gönderilmek, seyirde sürat yapmak, akmak, harekete geçmek, kımıldamak, çıkmak, doğmak” manalarına gelmektedir. “Teba’ase teba’usen” ise “Boşanmak, indifa etmek, şiir boşanırcasına akmak” demektir. “Tebaase tebaausen” fiili ise bir kavmi bir işe çağırmaktır”.
 
Bu yüzdendir ki lügatte “El Baaisu” Allah’ın (cc) isimlerinden biri olarak “Sebep, neden, gönderici” olarak anlamlandırılmıştır. Bu kökten “El Ba’sü” kelimesi “Ordu, elçi, üzüntüden ötürü uyuyamayan” manasındadır. Yevm-ül ba’si” dediğimizde ise “Kıyamet günü” manası açıktır. Keza “Gönderme” manasında “Özel heyet, murahhas, heyet, misyon” manalarına gelmektedir (El Mevaarid, Mevlüt Sarı).
 
Arap dilinin cezaletinden (Zenginliğinden) kaynaklanan bir sebeple “Bais” İsm-i Şerifi adeta mütemmim bir manayı ifade eden cümleleri içermektedir. Şöyle ki, kelimenin manasında önce “Hayat vermek” sonra “Öldürmek” sonrasında da “Hayat vermek” manaları gizlidir. Vakıa bu Hayy ve Mümit ve Halik İsimleri de Esma-ül Hüsna’ya dâhildir. Ancak “Bais” İsm-i Şerifi başka manalar yanında temel olarak bu üç manayı tazammun etmektedir. “Bais” İsm-i şerifinin tecelli ve tezahürüne iman etmek İmanın Şartları arasındadır: “Amentu billahi… vel ba’sü ba’del mevti hakkun” (Ölümden sonra dirilme haktır… İman ettim).
 
Ayrıca “Bease” fiilinin “Yalnızca göndermek, bir şeyi biriyle göndermek” manasında oluşu ve “Özel heyet, murahhas, misyon” manalarıyla da irtibatlı oluşuna dikkat edersek, öldükten sonra diriltme ile Hazreti Peygamberimizin (sav) ve diğer bütün Enbiyanın (as) adeta imansızlıkta kurumuş ve kalpleri ölmüş insanlara diriltici bir nefes olarak gönderilmiş olduklarını kalben hissetmekteyiz. Bu sübjektif mana ne kadar da manidardır ve incedir.
 
“Bais” İsm-i Şerifinin dinde var olan hükmüyle “Kıyamet günü diriltme” ile büyük planda tecelli edeceğine inanıyorsak da bu safhadan öncesinde ve sonrasında sayısız öldürme ve diriltmelerin tecelli ettiğini tefekkür boyutunda görmekteyiz. Nitekim büyük imam Gazali “Ba’sün”  mastarının sadece Ahiret hayatındaki ikinci dirilişi ifade etmediğini, bunun yanında ilk yaratma ile birlikte birçok yaratmanın her birisi için kullanılabileceğini ifade etmektedir.
 
Nitekim Kuran-ı Kerim’deki mukaddes ifadelere baktığımızda Allah (cc) Mümit ve Muhyi ve Bais isimlerinin tecellilerinin örneklerini inkâr edilemeyecek bir şekilde vermektedir. Hatta sadece insanın var edilişi gibi ferden sınırlı ve zaman olarak da kozmik zamana kıyasen çok çok kısa olan bir zaman diliminde Bais İsm-i Şerifinin tecellilerini buyurmaktadır:
 
“Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilme işinde şüphede iseniz (İlk yaratılışınızı düşünün), muhakkak ki biz, sizi (Âdem’den, Âdem’i de) topraktan yarattık; sonra bir nutfeden (meniden), sonra pıhtılaşmış bir kandan, sonra yaratılışı tam ve yaratılışı noksan bir et parçasından ki, size kudret ve hikmetimizi beyan edelim. Hem sizi dilediğimiz belirli bir vakte kadar rahimlerde durduruyoruz da, sizi bir bebek olarak çıkarıyoruz. Sonra sizi, kemal ve kuvvet çağınıza erişmeniz için bırakırız. Bununla beraber, içinizden kimi öldürülüyor, kimi de önceki bilgisinden sonra, hiç bir şey bilmemek üzere, kuvvetten düşürülüp kocalma haline çevriliyor. Bir de arzı görürsün, ölmüş (Kurumuş); fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten nebatlar bitirir” (Hac / 5).
 
Gerçekten de ayette ifade edilen evrelerin her biri bir başka hayatın anlatımı olabilir. Bu merhalelerden her geçiş bir ölüm ve her yeni merhale yeni bir dirilme olabilir. Takiben de dünya hayatımız sonrasında dinen bize bildirilen hayat mertebeleri ve menzilleri aslında bir ölüm ve bir hayat mertebesi olabilir. Her birinin keyfiyeti farklı olabilir.
 
Kaldı ki bu tefekkür yolu belki zorlu tevillere yol açabilir. Bu yüzden ayetin sonunda Allah (cc) gözümüzün önünde cereyan eden olaylara dikkatimizi çeker: “ Bir de arzı görürsün, ölmüş (kurumuş); fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten nebatlar bitirir”. Evet, yeryüzüne dikkatle baktığımızda öldürme ve diriltmenin sayısız örneklerini görürüz. O kadar çok görürüz ki, lütfedilen varlığın olağanüstülüğünü unutacak ve kanıksayacak kadar bu öldürme ve diriltmelere alışırız. Bu rutin döngüyü tefekkürle kırabiliriz. Tefekkür bizi Kuran’ın bu ayeti gibi tefekkür ve iman ayetlerine götürür. Veya bu ayetlerden yola çıkarak tefekkür merdivenlerinden çıkar, yaratmanın olağanüstülüğünü kabule hazır hale geliriz, nihayetinde de kabul eder, iman ederiz.
 
Bu iman sonrasındadır ki, “Diriltmenin” tamamını ve oluş keyfiyetini yine kelimenin lafzi manalarından istihraç ederiz. “Kabirlerden halkı kaldırma “ bu diriltmenin hem umumi hem de müşahhas keyfiyetine işaret etmektedir. Kabirlerin açılıp içinden halkın kaldırılması gibi sinelerde saklı olanların çıkarılması da bu diriltmenin başka bir tamamlayıcı yönünü göstermektedir. Kozmik planda diriltme de muhasebe varsa, maddi ve dünyevi planda diriltmede de muhasebe vardır. Zira sineleri hiç saklama imkânı bırakmaksızın açacak olan Mutlak Kudret Sahibi Hazreti Bais (cc) bazen dünyada da olağanüstü keyfiyette sineleri açabilir, saklanan sırları ve tuzakları ifşa edebilir, hak ve batılı “Din Gününün açıklığında” gösterebilir, o gün gelmeden de bazı yüzler karardıkça karartılır bazı yüzler daha da beyazlaştırılır.
 
Büyük İmam Gazali’nin mantığıyla düşünmeye devam edersek “Sinelerde saklı olanların dışarıya çıkartılmasının” sayısız misallerini dünyada da görmemiz mümkündür. “Sineler” bir “Tohum” mecazını hatta hakikatini taşıyor diye düşünürsek, içinde ne varsa dışarı çıkartılacaktır. Her ne işlendi ise iyi veya kötü, hepsi aynı orijinallikte, olduğu gibi yeniden var edilecektir.
Amentü hakikatinde yer alan “Öldükten sonra dirilmenin hak oluşu” İslam düşüncesinin ana sütunlarından biridir. Kuran-ı Kerim’de Allah’ın (cc) birliği ve Hazreti Peygamberin (sav) O’nun kulu ve Resulü olmasından sonra en fazla zikredilen konulardan biridir ölümden sonra diriliş gerçeği. Bu hakikat sadece Kevni âlemde değil, içtimai âlemde de deveran eder durur, insanı imanın canlı ikliminde yaşatır. Dallar ve dereler kuruduğunda Hazreti Hayy (cc) onlara can verir.
 
İslam Milletinin adeta kaleleri sayılan muhafaza duvarları yıkıldığında, gücünün ve kudretinin manivelaları kırıldığında, Bais ve Cebbar İsimlerinin tecellisiyle duvarları tahkim edilir, manivelaları tamir edilir, kırılan çelikten bağları şifa bulur ve kaynaştırılır, fitnelerle ateşe düşmüşlere imdat olunur, fitneciler faş olunur, mazlumlara Nusret verilir, ölüm ve dirilişin sırrına varıldığında hakikat ayan olur, kudret dahi payandası kılınır. Susuzluktan kupkuru kalmış çok yağan yağmurlarla yeşertilir, bir vahaya dönüşür “Ya Cebbar! Ya Bais!” mührüyle. İslam Milleti yeis karanlığına düştüğü her asırda, mağlubiyet ve hezimetlerin dalgalarına karşı “Bais” İsm-i Şerifi tecellisiyle bir dayanak noktası bulur, her daim Üstad Sezai Karakoç’un ifadesiyle “Diriliş Muştusunu” arar ve yeniden dirilişe kanat çırpar. “Diriliş Felsefesi” İslam Milletinin ana hayat kılavuzu olur.
 
“Ya Bais (cc)! Kırılmış ümitlerimizi, dağılmış birliğimizi, yıkılmış muhafaza duvarlarımızı yeniden canlandır! Sinelerde olanları Mutlak Kudretin, İlmin ve Hikmetin ile ortaya çıkart! Kurumuş iman ve ihlas damarlarımıza can ver; her daim yeniden dirilt, yeşert ve tehyiç et. Kalplerimize ve ruhlarımıza diriliş manasını lütfet. Hayatımızı diriliş şuurunda müstakim kıl. İdrakimizi Bais İsm-i Şerifinin tecellisiyle her daim açık, kavi, hayattar ve mutedil eyle. İdrakimizi idrak eyle. Bizleri nihai diriliş günü nasıl diriltecek isen, yaşadığımız dünyevi zamanlarda da o diriliş ruhuyla varlığımıza mana ver, ruh ver, azim ver. Nasıl kozmik planda sinelerimizdekileri çıkartacak isen bu yaşadığımız zamanlarda da sinemizin içi dışına taşıyormuş gibi samimi, müstakim ve halisane yaşamayı nasip eyle. Bizleri Esma-ül Hüsna’nın ve Bais İsm-i Şerifinin sırlarına ve feyzine hissedar eyle. Âmin.“
 
 
 
ROTAP- banner-

BIR YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir